Antik Dönem – Mimari Dönemler

Mimari Dönemler yasinoz
sponsorlu reklam

Antik Dönem – Mimari Dönemler

Mimarlık ve Uygarlık tarihi birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Göçebe aralarımız geçici barınakların sofistike biçimlerini geliştirmiş –ki bu biçimlerin bir kısmı hala Moğolistan’ın bazı bölgelerinde ‘yurt’ adı verilen çadırlar olarak kullanılmaktadır -; yerleşik düzene geçilmesi ile birlikte, daha kalıcı barınakların inşa edilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu tür yapılar arasında, bildiğimiz ilk yerleşik evler olan, Anadolu’daki Çatalhöyük örnek olarak verilebilir. Daha kalıcı olan bu barınaklar, insanları ve mallarını koruma işlevi üstlenmenin yanı sıra kültürel bir kimlik de oluşturmuşlardır. Mezopotamya’daki Fırat ve Dicle Nehirleri boyunca uzanan verimli vadilerden, bugünkü Irak’ın bir bölümünü kapsayan alanda, Sümer Uygarlığı da daha sonra gelişecek bir mimarlığın ilk ürünlerini vermiştir.

Antik Mısır

Mezopotamya’da çoğunlukla birbiri ile savaş halinde olan şehir devletlerinin aksine, Nil Nehri (Akdeniz’e olan yolculuğunun son 1.100 kilometresi) çöllerle çevrili idi ve bu durumu ile dışarıdan gelecek saldırılara karşı daha korunaklı olması sayesinde bu alanda 3000 yıl boyunca dış etki ve tehditlere maruz kalmadan bir toplumun gelişmesi mümkün oldu. Bu dönem boyunca Mısırlılar, erken hükümdarlıklarda rastlanan, toprak üstünde yükselen piramidal biçimli mezarlardan, Krallar (firavunlar) Vadisi’nde yer alan anıtları geliştirdiler.

Bu piramitler, Mısırlıların ölümünden sonraki hayata olan inançlarını temsil etmekteydi. Bu inanç, toplumun gündelik hayatına gece ve gündüz, sel ve kuraklık, su ve çöl gibi ikililikler de yansımaktaydı. Bu inanç ve ikililikler, Krallar Vadisi’nin Nil’in batı kıyısında, yani güneşin battığı yönde, Luksor yerleşimi ve tapınakların ise doğu kıyısında, yani güneşin doğduğu yönde yer almalarının da sebebidir.

Antik Mısır yapıları, konumları itibari ile sembolik olmalarının yanı sıra, yapımlarındaki titizlikle de dikkat çekerler. Giza Piramitlerinin (yaklaşık MÖ 2600) geometrisi (mükemmel birer kare olan tabanların yükseklikleri ile ilişkisi) altın orana göre belirlenmiştir. Piramitlerin içinde, mezar odalarından çıkan koridorlar, firavunların ruhlarının ölümden sonraki yolculukları için tasarladığı için gökyüzündeki takım yıldızların izleri gibi düşünülmüşlerdir.

Bu yapıların ölçeği, yapımlarındaki titizlik nefes kesicidir ve günümüzde bile bu tür bir yapının inşaatı için gerekli milyonlarda taş bloğun sağlanması bir yana, büyük bir mühendislik becerisi de gerektirir. Yapımda kullanılan taşlar, 640 km kadar öteden, Yukarı Mısır’daki ocaklardan çıkarılmış ve suyolu ile taşınmışlardır.

Neolitik Yapılar

Taş Devri, Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik olmak üzere üç çağa ayrılır. Neolitik kültürler, Britanya Adaları’nda büyük taş yapılar üretmişlerdir. Genellikle daire biçiminde olan bu yapılar ölçekleri, yapım teknikleri ve gökyüzündeki ay ve güneşin hareketleri ile sahip oldukları düşünülen ilişkileri açısından etkileyicidirler. Neolitik yapılar en çok İngiltere, Wiltshire’da İrlanda Orkney Adaları’nda, Newgrange ve Aram Adaları’nda bulunur.

Stonehenge ise, en tanınmış Neolitik yapıdır. Daire biçimindeki yapı MÖ 3100’e tarihlenmektedir. Daha önceleri yerinde çukurların olduğu bu alana, taşlar uzaktaki bir ocaktan taşınmıştır. Taşlar, sallar üzerinde su yolu ile önce Galler’in güneybatı kıyısına, oradan Frome ve Avon nehirleri boyunca son olarak da karayolu kullanılarak bugün bulundukları yer olan Salisbury Ovası’na getirilmişlerdir. En büyüğü yaklaşık 50 ton ağırlığında olan tek parça taşlar ise, Stonehenge’den 40 km kadar uzaktan, kuzey Wiltshire’da Avebury yakınlarındaki Marloborough Downs’dan getirilmiştir.

Stonehenge, bir gereklilik nedeni ile inşa edilmemiştir. Bir barınaj sağlamak gibi bir işlevi yoktur, ancak doğa ve gökyüzü ile manevi bir bağı temsil eder.

 

 

 

Sosyal Ağlarda Paylaş

{yasinoz}

“Antik Dönem – Mimari Dönemler” üzerine 1 yorum

Yorumlar kapalı.