Gelecek, Mizah Ve Mimarlık Arakesiti – Mimarlık Söyleşileri

Haberler yasinoz
sponsorlu reklam

Gelecek, Mizah Ve Mimarlık Arakesiti

MVRDV Kurucularından WINY MAAS’ın “Bir Sonraki Adım Ne” Sorusu üzerine XXI dergisinin yapmış olduğu röportaj

Kaynak: XXI.com.tr.

GÜZİN ÖZTOK: “Bir sonraki adım ne?” sorusunu sormanızın ardındaki motivasyon nedir?

WINY MAAS: En basit tanımıyla merak diyebilirim. Öte yandan tabi ki iki yüzyıl boyunca yaşayamayacak oluşumuza acı duyduğum varoluşsal bir nokta da var; çünkü öyle bir durumda değişimleri görebilmek ve onlar hakkında düşünebilmek daha büyüleyici olurdu. Yani bu sorunun arkasında yatan neden sadece merak etme hali değil, yaşamda ve şehircilikte korkunç bir durum olarak gördüğüm saplanıp kalma hali de beni düşündürüyor. 30 yıldır Alfred ile birlikte çalışıyoruz ve değişmeyen, saplanıp kalan pek çok yer ve durum gördük. Saplanıp kalma hali yüzünden dünyada fazlasıyla düş kırıklığı var; ve bu düş kırıklığı insanların coşkusunu öldürüyor. Bütün bunlar sonraki adım nedir sorusunun ardında yatıyor ve hareketsizlikten kaçmamı sağlıyor.

GÖ: Bir sonraki adım ne dediğinizde gelecek tanımınız ne kadarlık bir süreyi kapsıyor? Yarın, yüzyıl ya da bin yıl sonrası için mi hayal ediyorsunuz?

WM: Tabi ki haklısın bin yıllık bir süreci düşünmem mümkün değil, bir yandan gezegenin bin yıl sonra hala mevcut olacağını ve bu bin yıllık süreçte muazzam inovasyonlar ve gelişmeler yaşanacağını varsayıyoruz. Aslında oldukça uzun bir zaman için düşünüyoruz diyebilirim. Eskiden dünya üzerinde kaç kişinin yaşayabileceği üzerine bir hesaplama yapmıştım. Daha iyi bir düzen kurup daha mutlu olursak hala bir gelecek olabileceğini düşünüyorum. Böyle bir durumda 900 milyar kişi yaşayabilir; ama örneğin Afganistan verimli enerji üretimi yaparsa, Türkiye sağlıklı bir gıda üreticisi haline gelirse, Amazonlar gibi oksijen üreten daha büyük alanlarımız olursa ya da çölleri birincil enerji üretim arazilerine dönüştürürsek. Gelişmek için bulutlarımızı da değiştirmeliyiz, gezegeni koruyacak daha iyi bulutlar üretebiliriz. Yani eğer bunlara olanak tanırsak yapabileceğimiz çok şey var. Yakın gelecekte gerçekleşecek tasarımlarla gelen demografik büyümeyle birlikte gezegeni dengeli hale getirme hayali zaten uzun dönemli bir tutkuyu ortaya koyuyor. Bunu yapmanın bir yolu tabi ki hesaplamak ama gerçeğe daha yakın hale gelmesi için teknoloji, sosyoloji vb. üzerine de çalışmaya devam etmek gerekiyor. Bir mimarlık ofisi daha kısa dönemli süreçler üzerinde çalışmak zorunda kalıyor tabi, bir sonraki yılı, 10 yıl sonrayı düşünebiliyor. Bu durumda uzun ve kısa döneme dair iki farklı bakış açısını nasıl bir araya getireceğimiz esas mesele oluyor. Bu açıdan sorunu doğru buluyorum ama bir yandan oldukça tereddütlüyüm; çünkü örneğin Barbapapa projesini düşünürsek ne kadar yakın acaba? 50 yıl mı yoksa 100 yıl mı tahmin edemiyorum. Barbapapa’nın gerçek olması için bir sürü gelişmenin de yaşanması gerektiğinin farkındayım. Bu nedenle şu anda sadece gerçekleşme potansiyeli bile heyecanlanmamı sağlıyor.

GÖ: Gelecek senaryolarının pek çoğunda fiziksel dünyanın önemi azalıyor, dijital dünya ya da alternatif gerçeklikler daha önemli bir pozisyona gelebiliyor. Bu bağlamda fiziksel olmayan mimari düşünce deneyleri ya da araştırmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

WM: Bu tam olarak ne demek, örneğin Barbapapa fiziksel değil mi?

GÖ: Hayır, aksine oldukça fiziksel bir iş, ben bir sonraki adım nedir sorusundaki fiziksel olmayan üretimleri merak ediyorum ya da örneğin sanal gerçeklik bağlamını da düşünebiliriz.

WM: Sanal gerçeklik tabi ki farklı olanaklar kuruyor. Eskiye oranla sanal gerçeklikte sonsuz bir bilgiye ulaşabiliriz, bina üretim süreçlerini hızlandırabiliriz, sanal gerçekliğin potansiyelleri çok fazla. Bugün küreselleşmenin en önemli araçlarından birisi. Bu açıdan yaklaşırsak araştırmaların çok daha hızlı yapılmasına olanak tanıyor diyebiliriz, ama daha fazlasını da yapmıyor, bu yüzden sanal gerçeklikle ilgilenmiyorum. Gelecekte çevrenin nasıl olacağını gösterebilir, bu yüzden tam olarak bilmediklerimizin bir parçasını anlamamıza yardım edebilir, ya da önerebilir. Yani kısa vadede çevrenin nasıl olacağının bir parçasını sunabilir. Ben daha kesin olmaktan yanayım çünkü fazlasıyla muğlaklık olduğunu düşünüyorum. Bir sonraki adımı atabilmek ve tabi ki nihai sanal rüyayı ya da kabusu kullanarak -bakış açısına göre bu değişiyor- uyarlanabilir bir çevreyi yaratmak için “kesinlik” gerçekten yardımcı oluyor. Örneğin kendi şehrimdeki sokak taşlarının üzerinde yürürken taşların parıldamasını istiyorum, yani bu ışığın yürüyüşü takip etmesini istiyorum. Bu sayede aydınlatmaya gerek kalmazdı zira çevrenin kendisi parıldıyor olurdu. Bu heyecanlı bir hayal, sürekli sahnede olmak gibi, teatral bir durum. Böyle bir sokaktan kaç kişi geçmek isterdi? Bir gösteri yürüyüşü olsa neler olurdu? Böylesi uyarlanabilir bir çevrenin getirisi iyi mi olurdu sence?

GÖ: “İyi mi?” sorusunun gerekli olmadığını düşünüyorum.

WM: Katılıyorum bence de gerekli değil. Tamamen ışıkla dolu bir dünyada karanlığı da çok severdim.

GÖ: The Why Factory’de öğrencilerle çalışıyorsunuz, bu birliktelik üretimler ve yöntemler açısından araştırma sürecini nasıl etkiliyor?

WM: Stüdyonun ilk günü ortada bir hipotez oluyor ve öğrencilere her zaman “Ne eklemek istersiniz?” diye soruyorum. Öğrencilerin ortaya ne çıkaracağını hiçbir zaman bilmiyorum. Herkesin arka planı ve merak ettikleri başka. Bu nedenle herkesin motivasyonunu ve girişimlerini diğerleriyle kıyaslayabileceği bir zemin üzerinden ilerletiyoruz stüdyoyu. Bir örnek vermek gerekirse 4 Minute City (4 Dakika Kenti) doğrudan ulaşımla ilgiliydi. Atları seven bir öğrenciydi bunu çalışan. Bu nedenle tüm şehir atlara göre kurgulanmıştı. Bir diğer öğrenci paraşütleri seviyordu, onun şehrinde paraşütle beş metre sıçrayabiliyorduk bu nedenle tüm şehir bu beş metreye göre kurgulandı. Aynı şehir modelini kullanarak bu iki fikri kıyaslanabilir yapmak gerekiyordu. Ardından şehri bu iki farklı yönelime göre dönüştürerek üç dakikada alışveriş yapmaya gidebiliyorduk. Evden çıkıp atın üzerine atlayarak büyük bir boşluğa sıçramak gerekiyordu, yani şehir büyük boşluklardan oluşuyordu. Mimarların kendi hoşlarına giden şeyleri tasarlamak istediklerini biliyorum, ama öte yandan sadece kendi heyecan duyduğun şeyler üzerine çalışmak korkunç. Bu nedenle Why Factory’de ortaklıklar kurmayı deniyoruz. Bir dönem Why Factory’de kalıp başka yere gidebilirsin, önemli olan bu araştırmaların absürtlüğe dayanması, umuyorum ki bu açıdan ilham verici çalışmalar yapıyoruz. Akademik eğitim seçenekler sunmalıdır. Özgün girişimler sunan farklı yerler varsa bir süreliğine oraya eklemlenip ortaklık kurup bir sonraki adıma gidilebilir. Bence yeni akademik dünya buna benzemeli. MIT’deki medya laboratuvarı Why Factory’den bambaşka ve tam da bu nedenle harika olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan bakınca mimarlık eğitiminin neden sadece istediğin şeyi tasarlamaya yönelik olduğunu anlamıyorum. Kendi eşsizliğini seven mimarlar nesline ihtiyacımız yok, derinliği olan araştırmalara ihtiyacımız var; çünkü sonuç olarak her birey eşsizdir. İnsanların bireyselliklerini geçici olarak bir kenara bırakıp ortak çalışmalar üretmesiyle içeriksel bir derinlik kurulabilir. Tabi yayınladığımız bütün kitaplarda tüm katılımcıların adı yazıyor, aksi durumda kimse çalışmazdı. Akademik alanda bazı şeyleri bu şekilde daha görünür hale getirebiliriz.

GÖ: Why Factory sizin mimarlığınızı nasıl etkiliyor, oradaki çalışmalardan ilham alıyor musunuz?

WM: Tabi ki ama bir sınır var, Why Factory’deki üretimleri MVRDV’de yapamayız, MVRDV’deki işleri ise Why Factory’de yapamayız. Bu konuda çok katı olmam gerekiyor. Örneğin bir opera binası tasarlamam gerekiyorsa öğrencilerimden aynı bakış açısıyla tasarlamalarını istemem.

GÖ: Neden öyle, mimarlık neden bu kadar ciddi?

WM: Mimarlıktan mizah üretmeye çalışan birine bunu soruyorsun! Akademik dünyanın belli bir yükümlülüğünün olduğunu düşünüyorum. Akademik dünya, araştırmalarında oldukça kontrollü, iyi bir amaçla birlikte kanıtlanmış nitelikleri istiyor. Aslında buna katılıyorum çünkü bir peri masalı yaparsanız bir peri masalı yaptım demeniz gerekir; ama bunu yapamayız çünkü insanlar üzerinde büyük etkisi olan üretimler gerçekleşiyor. Bu araştırmaları yapmak için halkın parası kullanılıyor ve bu nedenle belirli bir sorumluluğun yerine getirilmesi gerekiyor. Ticari alanda bu daha farklı. Kendi paramı kullandığım sürece daha az umursayabilirim, daha farklı işler yapabilirim. Bu yüzden ikisi arasında bir çizgi var. Akademik dünyada sınırda olan keskin bir iş yapmak bir tercih olabilir ama henüz yapılamıyor, tam da bu nedenle aslında böyle bir görevleri var diyebilirim. Eğlence hakkında soruyorsan Why Factory’deki Biodiversity isimli projede alaya aldığımız konuları üretmiştik çünkü mizah oldukça yararlı bir araçtı. Yani eğlenmek için eğlenmiyoruz, düşünmeye yardımcı olduğu için bunu yapıyoruz. Bu konu sorgulanabilir, gözlemine katılıyorum.

GÖ: Mizah ürettiğiniz için sordum aslında bunu.

WM: Şimdi New Orleans’ta yaşanan felaket sonrasında konutlar üzerinde çalışmaya başladık. Belli bir mizahi yaklaşım eklemiştik; ama Amerikan basını oldukça kızgın bir tepki gösterdi. Onlara gerçeklikle çok takıntılı olduklarını söylemiştim, tabi ki böyle bir durumda kötü bir şaka üretmekten söz etmiyorum, en kötü durumda bile bir şekilde sorumluluk alan ve insanları rahatlatarak dünyayı daha dayanılır hale getiren bir durumdan ya da mizahtan söz ediyorum. Gülümseme kıtlığı yaşanılan zaman ve mekanlarda böyle bir yöntemin yararlı olduğunu düşünüyorum.

Sosyal Ağlarda Paylaş

{yasinoz}

Bir Cevap Yazın