Japon Mimarisi

Mimari Dönemler yasinoz
sponsorlu reklam

Japon Mimarisi Özellikleri

Erken dönem Japon mimarisi komşusu Çin’in etkisindeydi. Tıpkı Çin’de olduğu gibi, Japonya’daki binalarda da Budizm’den etkilenilmiştir. Günümüze kadar ayakta kalabilmiş Japon yapıları kolon-kiriş sistemiyle ve özenle tasarlanmış braketlerle inşa edilmiştir.

Japonya’da öncelikli olarak tercih edilen inşaat malzemesi kolaylıkla bulunabilmesi bakımından ahşaptı. En çok tercih edilen ağaç olan bambu ise dayanıklı, esnek ve yapım sırasında işlemesi son derece kolay bir malzemedir. Bu sürekli olarak korkunç depremlerle yıkım gören bir ülkede önem taşıyan bir unsurdur. Batı Avrupa’da geliştirilmiş olan ağır payandalama ve duvarcılık teknikleri Japonya’daki bir binanın yapımında kullanışaydı, bu bina şiddetli bir depremde ayakta kalamazdı. Öte yandan, bambunun bu tür şoku emebilme özelliği bulunmaktadır.

Ancak ahşap binaların sıklıkla çürümeye ve yangına maruz kalması riski çok yoğun olduğundan eski Japon mimarisi nin günümüze kadar ulaşabilmiş çok az örneği bulunmaktadır.

Şinto Tapınakları

Şinto tapınakları geçici yapılar olarak inşa edilirlerdi. Bu dinin inananları tanrıları yeryüzüne her seferinde kısa bir süreliğine ziyaret ettiklerine, bu sebeple de kalıcı yapılara gerek olmadığına inanıyorlardı. Bugün bile Şinto tapınakları yirmi yıllık aralıklarla baştan inşa edilmektedir. Yeni bir imparator başa geçtiğinde, hüküm süreceği yapının saflığının güvence altına alınabilmesi için yeni bir şato inşa ediliyordu. Şinto yapılarının birçoğunun yerine yenisi yapılmış olsa da, bu yapıların her biti kendinden önce orada bulunan yapının birebir replikasıdır.

Japon Mimarisinde Ev Mimarisi

Antik Japonya’da sokakların iki tarafına dizi halinde tek katlı evler yapılır ve bu evlerin aralarına arı kovanı gibi işleyen vitrinli dükkanlar serpiştirilirdi. Bu binalar taşların üzerine oturtularak temel işlev görevi gören kalasların üzerine inşa edilirdi. Çatılar beşik çatıydı ve kalaslarla inşa edilirdi. Zemin genel olarak toprak olmakla birlikte, bir oda genellikle yükseltilmiş ahşap zemin üzerine kurulurdu. Duvarları sıvamak için dal örgü adı verilen hafifi bir malzeme kullanılırdı. Dal örgü, ahşap şeritlerle yapılan bir sepet örgüsüdür; bu örgü daha sonra ıslak toprak, kil, kum, çimen veya saz ve hatta hayvani gübre ile kaplanırdı. Sokağa bakan pencereler, dışarıdan geçenlerin içeriyi görmemesi için yüksekte bir yere açılırdı. Japonya’da yazlar genellikle nemli geçtiğinden, hava dolaşımını azamiye çıkartmak için çok zaman ve çaba harcanmıştır. Evler platformların üzerine inşa ediliyor ve iç mekanlara içeride esinti olması için açılıp kapanan kayar kapılar yerleştiriliyordu. Saçak ve çatılar yazları gölge sağlamakla birlikte günışığının içeri girmesine de olanak tanıyordu. Bu saçaklar ayrıca yağmur sularının atılması işlevini de görüyordu. Sonradan daha geniş binalar için incelikli, kiremit çatılar popülerlik kazandı.

Minka adı verilen erken döneme ait ahşap evlerin içinde, ailelerin yaşadıkları odalardan ayrı olmayan ve hayvanlara ahır görevi gören alanlar bulunuyordu (aynı şey Batı Avrupa’da ailelerin kullandıkları meskenler için de geçerlidir). Evin içinde ayrıca toprak üzerine kurulu bir ocak alanı ve yükseltilmiş ahşap zemin üzerine kurulu bir uyku alanı olurdu. Havalandırmalı beşik şatılar sayesinde ocaktan çıkan dumanlar evden dışarı çıkabiliyordu. Yağmur ve kardan korunmak amacıyla beşik çatı dıştan saman, hatta ahşap kiremitlerle kaplanıyordu. Evlerde minimal mobilyalar kullanılırdı ve esneklik sağlayan bir sadelik hakimdi. Odalar eşyaların bir yerden bir yere çekilmesi ya da bir yatağın katlanmasıyla çoklu işlev gösterecek şekilde kolaylıkla adapte edilebilirdi.

Zen Budizmi

Zen Budizmi, Çin’de doğmuş 12.yüzyılda iki kültürün temaslarının artmasıyla Japonya’da da yayılmıştır. Japonya’da büyük bir popülerlik kazanan Zen Budizmi ülkenin mimari gelişiminde de etkili olmuştur. Zen, meditasyon vasıtasıyla aydınlanmayı vurgular.

Zen Budist Tapınakları

Zen Budist tapınakları kompleks halinde olup Şinto mabetlerinden çok daha detaylı ve özenli şekilde inşa edilmiş yapılardır. Yapının merkez noktası Buda’nın bir heykelinin bulunduğu ana ibadet salonudur. Çatıyı destekleyen sütunlar ahşaptır. Bu yapıların saçakları meskenlerde olduğu kadar ön plana çıkmaz, böylece yapının yatay hatları vurgulanır. Çatı destekleri, abartılı, harici bindirmelikler yerine tavan kirişlerinin altına, yani büyük oranda göz önünde olmayan bir yere konumlandırılır.

Zen meditasyonu büyük bir konsantrasyon gerektirir, bu bakımdan bu alanlar da keşişleri teşvik etmek üzere oluşturulmuştur. Binalar bilateral (çift yönlü) bir simetriye sahip olup hiçbir şeyin ibadet eden kişini dikkatini dağıtmaması için içerdeki bileşenler sade ve öngörülebilir bir formatta düzenlenmiştir. Çatının yukarı kısmı dik bir açıyla yükselir ve süslenmiş saçaklarla bezenir. Çatı aşağıya doğru daha yumuşak bir açıyla son bulur. Tapınakların tasarımı doğal manzaraya rahatlıkla uyum sağlar.

Bir Budist tağınağı kompleksi olan Japaonya’da bulunan Höryü-Ji in Nara (7.yüzyıl) dünyadaki en eski ahşap yapılardan biri olup içinde bir pagoda, ahşap bir tapınak ve kemerli bir yol, keşişlerin yaşadıkları odalar ve bir giriş kapısı barındırır. Kompleksin tamamı doğu-batı ekseninde düzenlenmiş ve çevrenin doğal bir koruma çiti veya duvarı sağlaması için bir vadinin içine konumlandırılmıştır. Kompleksin içinde aynı zamanda bir kondö, yani Altın Salon adı verilen bir ibadet salonu bulunur. Birbirine bakan kondö ve pagodanın yakın oluşu, asimetrik olmaları dolayısıyla bir denge oluşturur.

Japon Mimarisinde Çay Evleri

Japon kültürünün diğer önemli bir geleneği çay seremonisidir. Çayın kökeni Çin’e dayanmakla birlikte Japonya’da popülerlik kazanmasıyla Zen geleneğinin bir ritüeli haline gelmiştir. Çayevleri genellikle diğer binalardan uzakta, tenha yerlere inşa edilmiştir. Bir yürüme yolunun sonunda aniden belirivermeleri bir keşif hissi yaşatır. Çayevleri doğanın bir uzatışı gibi görünecek şekilde inşa edilir; birçok ahşap öge ve düzensiz bir çerçeveye sahip rüstik yapılardır. Kapı girişleri son derece alçaktır. Pencereler, bir kişi oturma konumuna geçtiğinde göz hizasına gelecek şekilde alçağa konumlandırılır.

Çayevleri misafirlerin rahatça düşünüp, içsel sadeliğe ve sükünete erebilmeleri için ahenkli, sakin mekanlar olarak tasarlanır. Kasten bir odak noktası yaratılmaz. Bir çay salonu, yaklaşık 4 metreye 8 metre ebadında nispeten küçük bir alan olmakla birlikte, tatami adı verilen ve pirinç hasırından örülen geleneksel kilimden birkaç adet yetecek büyüklüktedir. Salon düzenli, ufak sadedir. Ziyaretçiler içeri girerken ayakkabılarını çıkartırlar. Çayevleri erken dönem Şinto mabetlerinin estetik prensipleriyle Zen Budizmi prensiplerinin Japon kültüründe nasıl birleştiğini en iyi şekilde örneklendirirler.

Japon Mimarisinde Tatami

Tatamiler, Japonya’nın hangi yöresinde yapıldıklarına bağlı olarak farklı ölçülere sahip olabilirler ama asla değişmeyen bir kural varsa o da uzunluğunun, genişliğinin hep iki katı olacak şekilde yapılmasıdır. Farklı dönemlerde bir mekana konulmasına izin verilen tatami sayısına ve bunların yerleştirilişlerine dair kurullar konulmuştur. Uğursuz bir tatami düzenlemesinin eve kötü talih getirdiği söylenir.

Katsura İmparatorluk Villası

Katsura İmparatorluk Villası (1620-1663) münferit villardan oluşan bir sayar kompleksi olup Kyoto, Japonya’da 7.yüzyıl boyunca Hachija-no-Miya sülalesinin üç nesli tarafından inşa ettirilmiştir. Burası, soyluların ve savaşçıların dilenmeleri, kısa tatiller geçirebilmeleri için inşa edilmiş bir kır eviydi. Geniş iç kısımları tatami kilimleriyle ilgili çok kesin kurallara bağlı kalınarak inşa edilmişti. Komplekste kalanların doğayı izleyip derin düşüncelere dalabilecekleri birçok veranda bulunuyordu.

Binaların yapısal çerçevesi, hinoki adı verilen Japon sedir ağacından yapılmıştı. Odalar ahşap kapılarla veya kağıt kaplı bölmelerle ayrılmıştı. Odalar ahşap kapılarla veya kağıt kaplı bölmelerle ayrılmıştı. Bölmeler, mekana ferahlık kazandırmak ve iç odaların boyutlarını değiştirmek amacıyla, tıpkı kayar kapılar gibi hareket ettirilerek kullanılabiliyordu. Toprak alanlarda geniş bahçeler ve bir göl bulunuyordu. Bunlar villanın ana süslemesi olarak hizmet ediyordu, zira yapının kendisi son derece sade ve süssüzdü. Geçiş ve verandalar iç alanın bir uzantısı olarak inşa ediliyordu.

Japon Kayar Kapıları (Shoji Kapıları)

Shoji kapıları, yarı saydam bir kağıdın ahşap bir çerçeveye tutturulmasıyla yapılır. Çerçeve, ahşap veya bambudan örülmüş bir kafesi bir arada tutar. Bu kapılarda geleneksel olarak kullanılan kağıda washi denir. Alanın birinci öncelik taşıdığı evlerde ve diğer binalarda shoji açılır kapılara kıyasla daha az alan kaplamaktadır.

Antik Dönem – Mimari Dönemler

Sosyal Ağlarda Paylaş

{yasinoz}